Prof. Dr. Ilgaz YALVAÇ SAĞDIÇ – Göz Hastalıkları Uzmanı
Göz tansiyonu tanısı konulduğunda hastaların zihnindeki ilk soru genellikle şudur: “Ömür boyu damla mı kullanacağım, yoksa bir operasyonla bu sorundan tamamen kurtulabilir miyim?” Glokom, kronik ve yönetilmesi gereken bir hastalıktır; ancak modern tıp, hastanın yaşam kalitesini bozmadan bu süreci yönetebilecek pek çok “yeni nesil” seçenek sunmaktadır.
Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç, tedavi planını oluştururken hastanın göz yapısı, glokomun türü, evresi ve hastanın yaşam tarzını bir bütün olarak değerlendirir. Günümüzde tedavi artık sadece “basınç düşürmek” değil, “görmeyi en az yan etkiyle korumak” vizyonuyla planlanmaktadır.
Glokom tedavisinde onlarca yıldır ilk basamak “topikal damlalar” olmuştur. Bu ilaçlar, göz içindeki sıvının (hümör aköz) üretimini baskılayarak veya çıkış kanallarını daha geçirgen hale getirerek çalışır. Yeni nesil damlalar, daha az koruyucu madde içermeleri ve günde tek doz kullanım kolaylığı sağlamalarıyla eski nesil ilaçlardan ayrılmaktadır.
Ancak ilaç tedavisinin en büyük zorluğu “hasta uyumu”dur. Yapılan araştırmalar, glokom hastalarının %50’den fazlasının damlalarını düzenli kullanmadığını veya damlatma tekniğinde hata yaptığını göstermektedir. Ayrıca, uzun süreli damla kullanımı göz yüzeyinde kuruluk, kızarıklık ve yanma gibi kronik irritasyonlara yol açabilmektedir. Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç, özellikle çoklu ilaç kullanımının gerekli olduğu ileri evre vakalarda, göz yüzey sağlığını korumak adına koruyucu içermeyen (preservative-free) formülleri ve eş zamanlı destekleyici tedavileri ön plana çıkarmaktadır. Eğer ilaçlar yeterli gelmiyorsa veya hasta damla kullanımına bağlı ciddi konfor kaybı yaşıyorsa, “yeni nesil” lazer veya cerrahi seçenekler devreye girer.
Son on yılda glokom dünyasındaki en büyük devrim, tedavinin erkene çekilmesi ve daha az invaziv yöntemlerin geliştirilmesidir. Eskiden cerrahi, “en son çare” olarak görülürken; bugün lazer ve mikro-cerrahiler, ilaç kullanımını azaltmak veya tamamen ortadan kaldırmak için erken dönemde tercih edilebilmektedir.
Bu yöntemler sayesinde, hastaların “damla bağımlılığı” önemli ölçüde azaltılmakta ve görme siniri üzerindeki baskı, daha stabil bir şekilde kontrol altına alınmaktadır.
Lazerin ve mikro-stentlerin yetersiz kaldığı, göz içi basıncının çok yüksek seyrettiği veya görme siniri hasarının hızla ilerlediği durumlarda, daha kapsamlı cerrahi müdahaleler altın standarttır. Bu noktada cerrahın tecrübesi ve operasyon sonrası takip süreci, başarının en kritik belirleyicisidir.
Bu cerrahiler, glokomu “iyileştirmez” ancak hastalığın ilerlemesini durdurarak körlük riskini ortadan kaldırır. Modern cerrahi yaklaşımlar, hastanın operasyon sonrası minimum rahatsızlıkla normal hayatına dönmesini hedefler.
Glokom tedavisinde seçenekler hiç olmadığı kadar fazladır. İlaçların yan etkilerinden yorulan veya damla kullanmakta zorlanan hastalar için SLT ve mikro-cerrahi gibi modern çözümler, görme sağlığını korumada yeni birer kapı açmaktadır. Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç rehberliğinde size en uygun yöntemi belirlemek, bu sinsi hastalığa karşı kazanılan en büyük zaferdir.
SLT lazer sonrası hastaların büyük bir kısmında göz içi basıncı anlamlı düzeyde düşer. Bazı hastalar damla kullanımını tamamen bırakabilirken, bazıları kullandıkları ilaç sayısını azaltabilir. Sonuç, hastanın bireysel yanıtına bağlıdır.
Her cerrahi işlemin belirli riskleri vardır, ancak modern tekniklerle bu riskler minimuma indirilmiştir. Unutulmamalıdır ki glokom ameliyatı görmeyi “artırmak” için değil, mevcut görmeyi “korumak” için yapılır. Ameliyatın amacı basıncı güvenli sınırlara indirmektir.
Bu sorunun cevabı glokomun evresine göre değişir. Erken ve orta evrelerde lazer (SLT) veya MIGS yöntemleri oldukça etkiliyken; ileri evre, çok yüksek basınçlı vakalarda trabekülektomi veya valf cerrahileri en etkili sonucu verir. Karar, detaylı muayene sonrası hekiminiz tarafından verilir.
Kişiye özel tedavi planınız için aşağıdaki formu doldurabilirsiniz.