Prof. Dr. Ilgaz YALVAÇ SAĞDIÇ – Göz Hastalıkları Uzmanı
Glokom, dünya genelinde geri dönüşü olmayan görme kayıplarının en önde gelen nedenlerinden biridir. Tıp literatüründe “sessiz hırsız” olarak adlandırılan bu hastalık, genellikle hiçbir ağrı, sızı veya erken dönemde fark edilebilir bir bulanıklık yaratmadan ilerler. Çoğu hasta, görme yetisinin %40’ını kaybedene kadar bir sorun olduğunun farkına varmaz. Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç gibi alanında uzman isimler, bu sinsi ilerleyişin ancak rutin ve detaylı bir göz taramasıyla durdurulabileceğini vurgulamaktadır. Peki, glokom nasıl bu kadar gizli kalabiliyor ve görme kaybına giden süreci nasıl yönetiyor?
Gözümüzün içinde, “hümör aköz” adı verilen berrak bir sıvı sürekli olarak üretilir ve aynı hızla özel kanallar aracılığıyla dışarı atılır. Bu döngü, göz küresinin şeklini koruması için gereken ideal basıncı (intraoküler basınç) sağlar. Ancak glokom vakalarında, bu sıvının boşaltım kanallarında (trabeküler ağ) bir tıkanıklık veya direnç oluşur. Sıvı dışarı çıkamadığında göz içindeki basınç yükselmeye başlar.
Yükselen bu basınç, gözün en hassas noktası olan optik sinir (görme siniri) üzerinde doğrudan bir baskı oluşturur. Optik sinir, gözden beyne görüntü taşıyan yaklaşık bir milyonun üzerinde sinir lifinden oluşur. Basınç bu lifleri tek tek öldürmeye başladığında, beyne giden veri akışı kesilir. İşin en kritik noktası şudur: Ölen sinir liflerinin kendisini yenileme yeteneği yoktur. Bu nedenle glokoma bağlı kayıplar kalıcıdır. Sinsilik tam da burada başlar; basınç yükselmesi genellikle hastanın “hissedebileceği” bir ağrıya (baş ağrısı veya göz arkasında dolgunluk gibi) neden olmaz. Hastalık, periferik yani çevresel görmeden başlar.
İnsan beyni ve görsel sistemi, görme alanındaki boşlukları doldurma konusunda son derece mahirdir. Glokom, merkezi görmeyi (okuma, televizyon izleme, birinin yüzüne bakma) en son aşamaya kadar korur. Hasar, görme alanının en dış kenarlarından içeriye doğru bir “tünel görme” şeklinde ilerler.
Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç, kliniğinde bu evreye gelmiş hastaların çoğunun “daha dün çok iyi görüyordum” yanılgısı içinde olduğunu, ancak yapılan testlerde görme alanının %70’inin daraldığının tespit edildiğini belirtmektedir. Bu nedenle, glokomun belirti vermesini beklemek, tedavide çok geç kalmak anlamına gelir.
Glokom herkesi etkileyebilir ancak bazı bireyler bu “sinsi tehlike” ile karşı karşıya kalmaya çok daha yakındır. Erken teşhis, bu risk gruplarının düzenli takibiyle mümkündür.
Tanı aşamasında sadece “göz tansiyonu ölçümü” yeterli değildir. Bazı hastaların göz basıncı normal sınırlarda (10-21 mmHg) olsa bile “Normal Basınçlı Glokom” yaşayabilirler. Bu noktada Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç tarafından uygulanan OCT (Optik Koherens Tomografi), görme siniri lifi kalınlığını mikron düzeyinde ölçerek henüz görme kaybı başlamadan hasarı tespit edebilir. Ayrıca görme alanı testleri ve kornea kalınlığı ölçümü (pakimetri) tanıyı kesinleştiren unsurlardır.
Sinsi tehlike glokom, belirti vermeden ilerleyebilir; ancak bu kader değildir. Düzenli muayene ve uzman bir hekimin rehberliğinde yapılan teknolojik testler, bu sessiz hırsızı durdurmanın tek yoludur.
Evet. Glokomun en büyük tuzağı, görme kaybı fark edilene kadar belirti vermemesidir. Tedavi edilmeyen yüksek basınç, er ya da geç sinir hasarına yol açar. Erken tedavi, mevcut görmenizi ömür boyu korumanızı sağlar.
Glokom, şeker veya tansiyon hastalığı gibi kronik bir durumdur. Tamamen “yok edilemez” ancak modern ilaçlar, lazer (SLT) veya cerrahi yöntemlerle kontrol altına alınabilir. Doğru tedaviyle görme kaybı durdurulabilir.
Hayır, bu tür aktiviteler göz yorgunluğu (astenopi) yapsa da doğrudan göz içi basıncını artırarak glokoma neden olmaz. Ancak glokom teşhisiniz varsa, gözlerinizi aşırı yormaktan kaçınmak genel göz sağlığınız için faydalıdır.
Kişiye özel tedavi planınız için aşağıdaki formu doldurabilirsiniz.